İnfak
KOMŞUSU AÇKEN TOK YATAN BİZDEN DEĞİLDİR. İnfak İşte bir dünya görüşünün altın kuralı. Bir toplumsal hayatın ve paylaşmanın ana maddesi. Müslümanların uyması gereken temel prensip. Fert, toplum ve devlet hayatımızda terk ettiğimiz önemini yozlaştırdığımız, unutturduğumuz ve görmezden geldiğimiz; uyulursa yüceleceğimiz ihmalinde aşağılanacağımız bu ilkeyi yeniden anlamaya ve ihyaya çalışmalıyız. Asırlar var ki Müslümanlar sefilleri oynuyorlar. Ziya Paşa yıllar önce demişti: Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm Dolaştım mülk-i İslami hep viraneler gördüm. Paşanın Diyar-ı Küfür dediği Avrupa’dır. Biz Müslüman topluluklar ve ülkeler olarak yukarıda peygamberimizin buyruğuna göre ne kadar peygamberden tarafız. Bir murakabe ve bir muhasebe yapalım. Milyonlarca insanın aç ve açıkta kaldığı bir Türkiye’de kim bu sorumluluktan kurtulabilir. Bu problemin fert, toplum ve kurumsal düzeyde sorumluları vardır. Kurumsaldan kasıt son tahlilde devlettir, yani siyasi erki elinde bulunduranlardır. Konunun daha iyi anlaşılması için Peygamber ve sahabe döneminden örnekler vereceğiz. İşte o zaman bir Müslüman medeniyetinin temel direklerinden birinin ‘’ sadaka-zekat-infak ‘’kavramlarının ne anlattığını, İslam inkılabını evrensel boyutlara taşıyan ve çok haklı olarak dönemin adına asr-ı saadet denilmesini anlayacaktır. Asrı saadetten örnekler ve yaşam biçimleri alamıyorsak sonumuz viranedir. Sıradan bir Avrupa ülkesini alın inceleyin. İnsanlar kendi kaderine teslim edilmiş mi? Yirmi yaşına gelenleri vatan savunması için askere çağırıyoruz. On sekiz ay vatan bekçiliği yaptırıyoruz, çok güzel, ama askerlik bitince salıyoruz,’’ git ne halin varsa gör’’ diye. Oh ne ala memleket. Oldu değil mi? Fabrikalar çalışıyor, vekiller maaşlarını tıkır tıkır alıyor. Ya bu terhis olan insanlar hepsi iş bulabiliyor mu? Bunlar ne yer ne içerler, kimin umurunda. Şair Fuzuli ne güzel anlatır: Küfr-i zülfün salalı rahneler imanımız Kafir ağlar bizim ahvali perişanımıza Bir kere imanımızda çatlaklar oluşmuştur, başımız dönüyor, sarhoşuz,bacaklar titriyor,ha düştü düşecek ,düşüp kafasını kıracak, kafir bile bu duruma, üzülüyor. Hatırlayın ABD Kemal Dervişi; git şu Türkiye’deki enflasyonu düşür diye göndermişti. ‘’Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’’Hadisinin ifade ve işaret ettiği konuyu; Avrupa’nın bu konuyu kökten çözdüğünü kurumsal bağlamda görüyoruz. İşte orada komşusu aç yatan yok. Devlet bütün işsizleri işsizlik sigortası ile bir asgari ücrete bağlamıştır. Bu insanlar. Aç-susuz kalmasın, hırsızlık, dilencilik v.b yollara, ahlaksızlığa alet olmasınlar,namusluca haytlarını devam ettirsinler diye onları maaşa bağlamıştır.Tıpkı Peygamberimizin yaptığı gibi. O nedenledir ki Avrupa toplumları ayaktadırlar. Atalarımız demiş: Küfr ile olur zulm ile olmaz. Zulm ile abad olanın ahiri berbad olur. Biri yer biri bakar kıyamet orda kopar. Atasözleri ne güzel anlattı. Avrupalılar bu uygulamayı İslam devletlerinden almışlar. Biz Hz. Peygamber ve sahabe döneminden birkaç örnek verelim. Ümmü Seleme(r.a) rivayet ediyor: ’’ Bir gün Nebi(s.a.v) yanıma girdi. Yüzü solgundu, bir yeri ağrıyordur diye korktum: -Ya Resulallah neden yüzün solgun? dedim. Şu cevabı verdi: -Dün bize yedi dinar getirilmişti, onları dağıtamadım. Bir gece döşeğin kenarında kaldı, bunun için , Aişe (r.a) diyor ki: ‘’ resulullahın bize teslim ettiği birkaç altın vardı.( Vefatı ile neticelenen) hastalığında bana , onları dağıtmamı, sadaka olarak vermemi emir buyurdu. O arada bayıldı. Sonra ayılınca sordu: -Ne yaptın altınları dağıttın mı? -Senin durumun dağıtmama imkan bırakmadı. – Onları bana getir Aişe altınları getrince Peygamberimiz: -Bu altınlar yanında olduğu halde Muhammet Rabbine kavuşursa bunlar onun rabbine olan bağlılığından hiçbir şey bırakmaz, buyurdu. Ubeydullah b. Abbas(r.a) anlatıyor: ‘’Bir gün Ebu Zerr (r.a)bana: -Sana bir kıssa anlatacağım: Bir keresinde Resulullah’ın yanında bulunuyordum. Elimden tuttu ve :: Ey Eba Zerr! Uhut dağı benim için altın ve gümüş olsa hepsini Allah yolunda harcarım, öldüğüm gün ondan bir kırat bile kalmasını istemem’’ dedi. Ben de: – Ya Resulullah bir kırat mı yoksa bir kantar mı bırakmazdın ? diye sordum. Ebu Zerr! Ben aza gidiyorum sen ise çoğa kaçıyorsun. Ben ahreti istiyorum, sen ise dünyayı’ Bir kırat bırakmazdım bir kırat! Diyerek son cümlesini üç kez tekrarladı ( Hayatüs- Sahabe c.2-S,200) Enes b. Malik anlatıyor: Bir defasında Resulullah Efendimize üç kuş hediye edilmişti. Hazırlanması için bunlardan birini hizmetçi kadına verdi. Ertesi gün hizmetçi pişirdiği kuşu getirince Resulullah: -Yarın için bir şey (mal) saklama diye ben seni men etmemiş miydim? Çünkü Allah, her yarının rızkını veriri! Buyurdu. İbn Mesut (r.a)anlatıyor: ‘’ Bir keresinde nebi(s.a.v), Bilal’in yanına girdi Baktı ki Bilal’in ikametgahında birkaç yığın hurma. “Bunlar ne Ey Bilal” diye sordu. “Ya Resulullah, senin misafirlerin için hazırlıyor, saklıyorum” dedi. Resulullah “Cehennem ateşinde senin için duman olmasından korkmuyor musun? Bilal, infak eyle! Arşın sahibi azaltır diye korkma! “ buyurdu.( Hayatüs- Sahabe C.2, S.197)

Fuat Çiçekli
Beğen
 
Reklam
 
AĞLARBABA
 
İRŞADİBABA
 
Bugün 1 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=